Anasayfa | İnternet Medyası | Reytingler ve Satş Oranları | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

PROF.DR.SEDAT CERECİ

ABORİJİNLERİN TELEVİZYONU YOKTU

Kategori  Kategori : Prof.Dr Sedat Cereci
Yorumlar  Yorum Sayısı : 4
Okunma  Okunma : 2036
Tarih  Tarih : 18 Aralık 2007 19:15

Okuyup yazma bilmeyen Avustralya yerlilerinin, belleğin gücünü yok ettiği için yazı kullanmayı reddettikleri, sürekli alıştırmalarla insan belleğinin mükemmel bir işlerlik sergilediğine inanarak yaşadıkları bilinmektedir (Morgan, 2005, 69). Uzaklıkları, ayrıntıları ve ritimleri, son derece belirli olan, bazıları yüz satırdan daha uzun olan şarkılarla ölçen Aborijinler, belleklerini diri tutmak ve sürekli geliştirmek için doğal ancak etkili yöntemle geliştirmişlerdir. Doğayla ussal bir iletişim kuran Avustralya yerlileri, belleklerini tüm evrenin belleği olarak değerlendirip, yüzeyin onlarca santimetre altından yaşamsal gereksinimlerini karşılamayı, sınırlarını gözleriyle çizmeyi, yaşamı fizikötesi alanlara taşımayı başarabilmişlerdir.

            Belleği sürekli kılan, bağlayıcı bir süreçtir (Köknel, 2007, 121). Belleğin, gelip geçici, oyalayıcı etkenlerle ilgisi bulunmamaktadır. Belleği sürekli kılan süreçte, kısa aralıklarla birbiri arkasından söylenilen yedi farklı sayı tekrarlanabilmektedir. Beş-on bir farklı sayının tekrarlanması, kısa ve uzun bellek arasındaki bağlantının farklı olduğunu göstermektedir. Öte yandan farklı on dört harfin tekrarlanması da bu bağlantının sağlıklı işlediğinin bir başka göstergesi olarak kabul edilmiştir. Ancak bu harfler bir ya da iki sözcük oluşturacak biçimde sıralandığında, bu işlev daha çabuk ve kolay olarak gerçekleşmektedir. Sayıların ya da harflerin bu şekilde daha çabuk ve kolay tutulması; anımsanması uzun süreli belleğin depolanma işlevi ile kısa süreli bellek arasındaki bağlantıyla gerçekleşmektedir.

                        Aborijinlerin belleklerini diri tutmak adına uyguladıkları yöntemler, onları ilkel olarak niteleyen ve kullandıkları yüksek teknolojiyle kendilerini uygarlığın sahibi olarak adlandıran yenidünya toplumlarının yöntemlerinden ayrımlar göstermektedir. 21. yüzyıl toplumlarının en gözde teknolojik ürünü olan televizyon, olayları şaşırtıcı boyutlarda dramatize ederek izleyenleri çoğu zaman farkına varmadan rahatsız ederken, her yeni durumu olağanüstü görüntülerle insanlara sunarak onları bir şaşkınlıktan diğerine sürüklerken, insanların günlük gevezeliğini oluşturmakta, insan belleğine olumlu katkısından sözedilememektedir. Bu nedenle zaman zaman “bayağılığın medyası” olarak nitelenmektedir (Seguela, 1988, 74). Yapılan araştırmalarda, televizyonun izlenme nedeni konusunda ortaya çıkan sonuçlar da, televizyonun düşünsel yapıya katkısından çok, oyalanmak için izlendiği gerçeğini doğrulamaktadır (Cereci, 1996,100).

            Üretimde bulunmaksızın sürekli tüketime ve bu süreç içinde geleneksel değerlerden uzaklaşmaya dayalı popüler kültürün temel aracı olan televizyonun tekniği, popüler kültürün düşünceyi, felsefeyi, üretimi engelleyen ilkeleriyle örtüşmektedir. Televizyon, ortaya çıktığı dönemlerden bu yana popüler kültürün en etkin aracı olarak insanların yaşamında yer alırken, dünyanın yaşadığı iki büyük savaşın ardından tam anlamıyla bir eğlence aracı niteliğiyle insanların yaşamını renklendirip onların sinirlerini gevşetmeyi amaçlamıştır (Hartley, 2005, 92). Bu amaç çerçevesinde, geçmişi anımsamama ilkesi gereğince zihinde saklama, geçmişi koruma yetisini yok etmeye yönelmiştir.

            Akılla herhangi bir şekilde kavranabilen her şeye doğa denilmektedir ve nesneler tanımları ve özleri dışında idrak edilememektedir (Aquinas, 2007, 17). Televizyon teknik olarak, varlıkları, kendilerine özgü doğalarından ve kimliklerinden farklı gösterebilme olanaklarına sahip olan bir araçtır. Oysa her varlık, kendine özgü etkinliğine dayandığı sürece özünü ortaya koymakta ve kendine özgü etkinliğiyle tanınmaktadır. Televizyonun, insanları yanıltabilen, doğasından uzaklaşmış görüntüleri, belleklerdeki birikimleri de şaşırtabilmekte ve yanıltabilmektedir.

            21. yüzyılın yüksek yaşam temposu içinde televizyondan daza az izlenme yaygınlığı gösteren radyo, insan belleğine daha çok seslenmekte, akılda kalıcı yayınlarla dinleyicilerde bellek gelişimine yol açmaktadır. Çünkü radyo, sözcüklerin kodlarını çözerek anlama dönüştürmek yoluyla, dinleyicileri beyinlerini kullanmaya zorlamakta, radyo aracılığıyla başlayan düşünsel süreç yine düşünsel sonuçlarla sonuçlanmaktadır. Beyin sürecinden geçen pek çok bilgi bellekte yer etmektedir. Oysa televizyon, beynin kullanılmasına gerek bırakmadan, iletilerini yalnızca görüntülerle anlatabilen bir araçtır (Llewelyn&Walker, 2005, 98). Görüntülü bir iletişim aracı kolay anlaşılabilir; çok basit kodlarla kodlanmış iletilerin kodlarını çözmek için fazlaca beyin gücü gerekmemektedir. Televizyonun basit görüntüleri, izleyicilerde okuma yazma bilme zorunluluğunu gibi, ayrıntılı olarak düşünme zorunluluğunu da ortadan kaldırmaktadır (Cereci, 2001, 21).

                        Televizyon, bir standardizasyon ve dünyaya uyum aktörüdür. Bu kısmen, insanları düşlere ve psikolojik telafi mekanizmalarına götürdüğü için böyledir; ancak aynı zamanda, açıkça görülebilir bir nesne ile onun mümkün anlamları –imaj çokluğu ve değişikliği tarafından gizlenen anlamları- arasındaki sürekli dikatomiden dolayı da böyledir. Anlam dışarıda bırakılmakta, ancak nesne orada kalmaktadır. Televizyon zorunlu olarak bir antisürrealizm gibi, anlamı ortadan kaldıran bir eylemde bulunmaktadır. Televizyon, varlıkların doğrudan kendilerini gösterdiği için insanları tatmin etmektedir (Ellul, 1998, 174). Ancak bu tatmin, kalıcılığı sağlayamamaktadır.

            İzleyicinin, televizyona yönelik oyalanmak için televizyon izleme amacı, televizyon görüntülerinde de yönetmen ve kameramanların daha karmaşık, daha gürültülü, çok renkli görüntüleri oluşturma çabasıyla sonuçlanmaktadır. Televizyon çalışanı, izleyicilerin çok unsurlu imge dünyaları içinde yitip gitme isteklerini karşılama çabasıyla, olabildiğince karmaşık görüntüler oluşturmaktadır. Oysa yalın olanda daha çok öz, daha çok anlam bulunmaktadır. Yalın olandaki öz daha gerçek ve daha yetkindir (Aquinas, 2007, 19). Ancak bu gerçek, televizyon çalışanlarının, televizyon izleyicilerinin beklentileri üzerine kurduğu çıkar planlarıyla çatışmaktadır.  Televizyonu tanımayan ancak doğayla bütünleşmiş biçimde ve çok yalın bir dünyada yaşayan Aborijinlerin televizyonun renkli görüntülerinden uzakta, ancak onunkinden daha renkli ve dolgun bir yaşamları olduğu konusunda kimsenin kuşkusu bulunmamaktadır.

 

            Kaynaklar

 

1-      AQUİNAS, Thomas (2007). VARLIK VE ÖZ. Çev: Oğuz ÖZÜGÜL. İstanbul: Say.

2-      CERECİ, Sedat (1996). TELEVİZYONUN SOSYOLOJİK BOYUTU. İstanbul: Şule.

3-      CERECİ, Sedat (2001). TELEVİZYONDA PROGRAM YAPIMI. İstanbul: Metropol.

4-      ELLUL, Jacques (1988). SÖZÜN DÜŞÜŞÜ. Çev: Hüsamettin ARSLAN. İstanbul: Paradigma.

5-      HARTLEY, John (2005). “Daytime TV”. THE TELEVISION GENRE BOOK. Ed. Glen CREEBER. P. 92-94. London: British Flm Institute

6-      KÖKNEL, Özcan (2007). ÇATIŞAN DEĞERLERİMİZ. İstanbul: Altın Kitaplar.

7-      LLEWELLYN, Shiona&WALKER, Sue (2005). A CAREER HANDBOOK for TELEVISION, RADIO, FILM, VIDEO & INTERACTIVE MEDIA. 2. Baskı. London: A&C Black Publishers.

8-      MORGAN, Marlo (2005). BİR ÇİFT YÜREK. 19. Basım. Çev: Eren CENDEY. İstanbul: Klan.

9-      SEGUELA, Jacques (1988). ANNEME REKLAMCI OLDUĞUMU SÖYLEMEYİN. 3. Baskı. Çev: Ragıp DURAN. İstanbul: Afa.

Yazdırılabilir Sayfa Sayfayı Yazdır | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz


Bu habere toplam 3 yorum yazılmıştır.

Yılmaz [ 19 Kasım 2009 22:51 ]

Özgen sen tamamiyle saçmalamışsın ne dediğinin farkında bile değilsin Sedat Cereci filozof değil akademisyendir. Akademisyenler kitaplarını yazarken tabikii birçok kaynaktan yararlanacak. Yorumunuza çok güldüm burda Sedat Cereci'yi küçük düşürmeye çalışırken kendinizi küçük düşürmüşsünüz lütfen bilmediğiniz işlere burnunuzu sokmayın :)

nuri [ 17 Nisan 2009 20:52 ]

sedat hocam sizden çok güzel bilgiler aldık.Görünürde sert görünen ama yumuşak kalpli bir hocamızsınız.Sakın bizi bırakıp başka üniversiteye gitmeyin çünkü burda prof.Dr. çok az bizlerde arkadaşlarımıza bizim bölümün profesörü var diye hava atıyoruz...

SONGÜL ÇOKTUR [ 21 Kasım 2008 21:39 ]

hocam çok güzel yazmışsınız bize çok iyi şeyler öğretmişsiniz gerçekten sağolun sizi çekemeyenler çatlasın

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Prof.Dr Sedat Cereci

En Çok Okunan Haberler

Son Dakika Haberleri

Anket

SİZCE HANGİSİ EN İYİSİ



Tüm Anketler

Tüm Hakları Saklıdır © 2007
RSS Kaynağı